
İnsanı hayvandan ayıran fark, sandığım kadar büyük değil sanırım. Anlayamam dediğim, anlamak istemediğim bazı insanları anlamaya başlıyorum. Hiç bu noktaya geleceğimi düşünmezdim ama işte buradayım ve sandığımdan fazla insanım.
Hangi noktada dürtülerimize karşı çıkmalıyız? Hangi noktada çıkmazsak, bunun geri dönüşü olmaz?
Ya çok yeni bir evrime fazla sorumluluk yüklüyoruz ya da düşündüğümüzden aciziz. Düşünüyoruz, hissediyoruz. Bazen bunların dürtüsel, ilkel kaynaklı olduğunu farkediyoruz. Peki ne kadarını farkedebiliyoruz? Ahlaki yanlışlarımız bizi hayvan yapan ilkellikten geliyorsa, ahlaki doğrularımız için aynısını söylememe sebebimiz nedir?
Bir ikilem içinde kalmışken, zihnim ve kalbim bambaşka bir şey isterken, bedenim kontrole geçmek için çığlıklar atıyor. Ortak paydada buluşup, savaşmayı bırakmalarının önündeki engel ilkel de olsa, modern bir algı da olsa, her türlü saçma geliyor. Boş yere, hiç uğruna kendime direniyormuşum gibi hissediyorum. Bu da inandığım her şeye öyle ters ki… Çok basit bir eylem bu işkenceye son verecek olsa da zihnimin bu basit şeye ve sonuçlarına yüklediği saçma sapan bir anlam yüzünden harekete geçmiyorum. Oysa geldiği ilkel yerde hiçbir anlamı yok. Bir ikilem bile değil hatta. Öyleyse bizi hayvandan ayırdığını sandığımız şey zaman ve mekandan fazlası değil.
Bir yanıt yazın