Fark etmek, gözlemlemek, yapmayı akıl edince herkesin hoşuna gidiyor. Hikayeden çıkmak, dışarıdan bakmak, bir nevi de o an bedenini terk etme hissi, başkalaşmak, ‘başkasılaşmak?’ rahatlatan bir his. Bir anda gerçekliği dışarıdan görmek, gerçekliği yaşamaktan daha kolay sanırım. Ama bana hüzünlü gelen bir tarafı da var. Hatta ironik bir şekilde, ne kadar güzel bir şey gözlemliyorsam, hüzün o kadar ağır basıyor. Belki kendi güzel anlarımı hiç öyle göremeyeceğimin farkındalığından, belki de o an gözlemci olmanın, o gerçeğin dışında bulunmanın bencil kıskançlığındandır. Ama ne kadar olumluysa, o kadar müdahil olmak istemediğim bir yerde duruyorum. Kendimi olabildiğince soyutladığım, sanki gözlemlemenin farkındalığıyla anı kirletmekten çekinircesine, o güzelliğin bana ait olmadığını bilerek kaçtığım bir yerdeyim. Kötü anlar daha çok bana ait gibi müdahale etmemi bekliyor. Bu sefer de ben onlara ait olmak istemediğimden geri duruyorum. Kötüye müdahale etmeyen biri iyiye ait olabilir mi? Belki de kendimi soyutlama arzusundan bir türlü bir şeylere ait olamıyorum, yalnızca bir ziyaretçi, var olmasına müsade edilen bir gözlemci olmaktan öteye gitmiyorum. Benim olan güzellikleri bile benimseyemiyorum. Benim olan üzüntüleri bile benimseyebildiğimden emin değilim; her neşe, her üzüntü, her endişe bir başka özneye ait.
Başkasılaşmak
Written by
Bir yanıt yazın