Üzüntüde seçicilik yapan insanlara dönüştük ya da hep böyleydik. Kimsenin, kendimin bile, artık neye üzülüp üzülmeyeceğini kestiremiyorum. Üzülme kapasiteme göre, veya üzülmeye halim varsa ancak o zaman üzülebiliyorum. Bir sürü kötü haber arasından artık hangisi beni doğru anımda yakaladıysa ona üzülüyorum. Diğer zamanlar sanki o haberi hiç almamışım, o haberi alan ben değilmişim de, havaya bırakılan bir mesaj gibi hissediyorum. Herkes kendi fırtınasında öyle sürüklenir durumda ki, yalnız anlık durumlarda bir şeyler hissetmeye müsaitlik bulabiliyorlar. Durumun trajikliğine göre değil, hissedebilecek boşluk bulduğumuzda denk gelen haberlere üzülebiliyoruz. En basit acıyı bile hissetmeye müsait olmamız gerekirken, durmaksızın üzerimize yağan trajedilere karşı hissiz kalmak belki de asıl trajedi. Bu trajedileri tekdüze bir aktarıma sıkıştıran elçiler de öyle.
Kategori: denemeler
-
Neredeyse
Hep bir potansiyel ama asla tam sonuç değil. Her şeyi yapacak potansiyele sahip ancak hiçbir şeyi tamamlamayan biri olmak, potansiyelin varlığıyla yetinmek, ve hatta bazen bunun altında ezilmek bir lanet mi lütuf mu bilmiyorum. Bir potansiyel etrafında bir hayat inşa etmek zor. Yıkılmaya, sarsılmaya hazır, tümüyle kırılgan bir hayat oluyor. Sırtını bu potansiyele yaslamak neredeyse her zaman hayal kırıklığı getiriyor, dahası öfke. Erişebileceğini bildiğin fakat sürekli kendini yarı yolda bıraktığın hedefleri kovalıyorsun. Çünkü bir şeyde tam olmanın aksine potansiyelle yaşamak sürekli insana hedef şaşırtıp bütünleşmesini imkansız hale getiriyor. Bütünleşemedikçe insan kendini her seferinde daha eksik hissederken, “potansiyel” sahibi olmanın o rahatsız edici sivri uçları varlığının her noktasına saplanıyor, ulaşabileceklerini hatırlatıp o eksiklik hissine tezat bir hırs ve öfke döngüsüne mecbur bırakıyor. Yapabileceklerin, yaptıkların ve yapmadıkların arasında sürüklenip gidiyor.
-
Güzel Şeyler
Güzel şeyler biter ama onları sevmek devam eder. Sırf bitti diye bir şeyi sevmeyi bırakmazsın, bırakamazsın. Belki bırakmak ister, hatta buna çaba harcarız fakat bu sevgiyi tamamen bitirebildiğimize inanmıyorum. Belki bazılarımız kendini yeterince ikna edebiliyordur buna. Ben edemiyorum. Bana dürüst de gelmiyor. İçinde hâlâ sevgi taşıdığını inkar etmek, o sevgiden kaçınmak, adalet aramak gibi. Güzellik bitmişken onu sevmek haksızlık gibi hissettirir. Çünkü bazen o şey öyle güzeldir ki, acı verir. Aynı şekilde onu sevmek de öyle. Kimse acı çekmek istemez. Ancak belki de sevgiyi inkar etmek insana daha büyük, daha kalıcı hasar verir. Kabullenmek daha dürüst bir karardır. Sancılıdır da, fakat belki de o kalıcı hasarın seni dönüştüreceği kişiden kaçınmanın da tek yoludur. Sevgisini yitirmiş biri olmaktansa acı çekmeyi yeğlerim. Çünkü en azından acı insana yaşadığını hatırlatır.
-
Denklem
Geçmişimiz geleceğimizi ne kadar etkiliyor? Bir insanın geçmişine bakınca bugününü ne kadar görebiliriz? Belki de insanın geçmişi bugün olduğundan daha kendisidir. Bugün değişme potansiyeli taşırken geçmiş daha sabit bir kaynaktır. Konu kişi olunca somut kanıtlar yetersiz gelir ama. Bir değişkeni sabit üzerinden değerlendiremeyiz, ama tam tersi mümkündür. İnsan bugün olmadan geçmişi anlamlandıramaz, geçmiş bugünü şekillendirmiş olsa bile. Nihayetinde sonucu olmayan bir neden işe yaramazdır. Bugünden bakılmadan da geçmiş anlamsızdır.
Ben kimdim, kimim ve kim oluyorum? Geçmişim ve geleceğimden ne kadar kendimi taşıyorum, bir bütün olarak ben olmam mümkün mü bilmiyorum. Ben kendim miyim bilmesem de, insanı nasıl birleştiririm sanırım çözüyorum.
-
Kullan-At
Hızlı, her şey çok hızlı. İşlevselliği bıraktık ve hepimiz yalnızca hız istiyoruz. Bir şey beklediğimiz kadar hızlı olmadığı anda memnuniyetsizleşiyoruz. Ve çoğumuz bir hız beklentimiz olduğunun farkında bile değiliz. Ne kadar çabuk, o kadar iyi. Çıktının kalitesi önemli değil, bir an önce elde ettikten sonra. Bu bir bağımlılık gibi: neye yoksunluk çektiğini bile bilmeden ulaşmaya çalışmak. Tatmin ettiği hızda mutsuz ediyor bu durum. Çabucak ulaşmak, çabucak yenisini istemek için öncü oluyor; bitmeyen istekler ve kısa süreli tatminler sonucu bir mutsuzluk döngüsü. İronik olansa hız anlayışının sürekli yenilenmesi. Hatta bir noktada “anında”ya dönüşmesi. “Çabuk” mu oldu? Bir sonraki “hemen” olsun. Gitgide taleplerimizi imkansız kılıyor, imkansız gerçekleşmeyince daha da dibe batıyoruz. Beklentiler içinde bir umutsuzlukla yaşıyoruz.