Aidiyet

Bir yerin aynı hissettirmemesi çok yalnız bir his. Hayatımın dönemlerini yerlerle çok ilişkilendiriyorum. Zamanı ve mekanı birbirinden bağımsız algılayamıyorum da denilebilir herhalde. ‘Benim’ olarak bahsettiğim bir yere karşı, o yerle alakalı hiçbir şey yaşanmamasına rağmen, çok uzak hissediyorum. Bu yeni bir his mi, yoksa yeni kabullendiğim bir his mi bilemiyorum. Sanırım son zamanlar farkındaydım. Bir yere veya hisse değil de aidiyete veda etmeyi kabullenmem zor oldu. Hala kabullenmiş sayılmam. Hala erişebildiğim, uzandığımda ulaşabileceğim bir şeye karşı ‘veda’ hissetmem çok manasız geliyor. Ama sanırım zaten vedalar her zaman fiziksel olmuyor.

Bir de bu vedaya sebebiyet veren değişim kimin tarafından? Ben mi değiştim, yer mi, yoksa sadece hayatımın bir dönemi mi bilmiyorum. Tek taraflı bir değişim vedaya yeterli midir? Sebebini bilsem de bilmesem de pek bir önemi yok. Çünkü vedalar sanırım her zaman nedensel de olmuyor.

Yorumlar

“Aidiyet” için bir yanıt

  1. forget me not avatarı
    forget me not

    Çokça düşündüğüm bir konudur aslında: Birini mi özleriz, hatırlattıklarını mı? Aidiyet duygusu bir yer ile mi bağdaşır yoksa bunu bahane mi ederiz? Birinin varlığını kabullenmek, yokluğunu reddetmekten daha kolay. Bazen tek yapmamız gerekendir: Özür dile, teşekkür et, affet, yoluna devam et. Gerçekleşmeli bu zorunlu veda. Yoksa ne önemi kalır olduğumuz yerin, gittiğimiz yere taşıyorsak geçmişimizi? Aidiyet ufukta bir histi, belki de böbrekte bir kistti. Bazen çok uzak, bazen çok yakın. Varlığı bulanık, yokluğu pisti. Değişen zaman mıydı, bizler miydik? Retorik bir soruydu, cevabı ikimizde de yok. Belki de bir ara denize karşı tost yemeliyiz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir