Güzel şeyler biter ama onları sevmek devam eder. Sırf bitti diye bir şeyi sevmeyi bırakmazsın, bırakamazsın. Belki bırakmak ister, hatta buna çaba harcarız fakat bu sevgiyi tamamen bitirebildiğimize inanmıyorum. Belki bazılarımız kendini yeterince ikna edebiliyordur buna. Ben edemiyorum. Bana dürüst de gelmiyor. İçinde hâlâ sevgi taşıdığını inkar etmek, o sevgiden kaçınmak, adalet aramak gibi. Güzellik bitmişken onu sevmek haksızlık gibi hissettirir. Çünkü bazen o şey öyle güzeldir ki, acı verir. Aynı şekilde onu sevmek de öyle. Kimse acı çekmek istemez. Ancak belki de sevgiyi inkar etmek insana daha büyük, daha kalıcı hasar verir. Kabullenmek daha dürüst bir karardır. Sancılıdır da, fakat belki de o kalıcı hasarın seni dönüştüreceği kişiden kaçınmanın da tek yoludur. Sevgisini yitirmiş biri olmaktansa acı çekmeyi yeğlerim. Çünkü en azından acı insana yaşadığını hatırlatır.
Kategori: denemeler
-
Denklem
Geçmişimiz geleceğimizi ne kadar etkiliyor? Bir insanın geçmişine bakınca bugününü ne kadar görebiliriz? Belki de insanın geçmişi bugün olduğundan daha kendisidir. Bugün değişme potansiyeli taşırken geçmiş daha sabit bir kaynaktır. Konu kişi olunca somut kanıtlar yetersiz gelir ama. Bir değişkeni sabit üzerinden değerlendiremeyiz, ama tam tersi mümkündür. İnsan bugün olmadan geçmişi anlamlandıramaz, geçmiş bugünü şekillendirmiş olsa bile. Nihayetinde sonucu olmayan bir neden işe yaramazdır. Bugünden bakılmadan da geçmiş anlamsızdır.
Ben kimdim, kimim ve kim oluyorum? Geçmişim ve geleceğimden ne kadar kendimi taşıyorum, bir bütün olarak ben olmam mümkün mü bilmiyorum. Ben kendim miyim bilmesem de, insanı nasıl birleştiririm sanırım çözüyorum.
-
Kullan-At
Hızlı, her şey çok hızlı. İşlevselliği bıraktık ve hepimiz yalnızca hız istiyoruz. Bir şey beklediğimiz kadar hızlı olmadığı anda memnuniyetsizleşiyoruz. Ve çoğumuz bir hız beklentimiz olduğunun farkında bile değiliz. Ne kadar çabuk, o kadar iyi. Çıktının kalitesi önemli değil, bir an önce elde ettikten sonra. Bu bir bağımlılık gibi: neye yoksunluk çektiğini bile bilmeden ulaşmaya çalışmak. Tatmin ettiği hızda mutsuz ediyor bu durum. Çabucak ulaşmak, çabucak yenisini istemek için öncü oluyor; bitmeyen istekler ve kısa süreli tatminler sonucu bir mutsuzluk döngüsü. İronik olansa hız anlayışının sürekli yenilenmesi. Hatta bir noktada “anında”ya dönüşmesi. “Çabuk” mu oldu? Bir sonraki “hemen” olsun. Gitgide taleplerimizi imkansız kılıyor, imkansız gerçekleşmeyince daha da dibe batıyoruz. Beklentiler içinde bir umutsuzlukla yaşıyoruz.
-
Ağaçlar
Ağaçları düşünüyorum. Bu kadar sabit bir şey nasıl bu kadar canlı hissettirebilir diye beni her seferinde büyülüyorlar. Bir ağacı diğerinden ayrı düşünemiyorum. Hem birbirlerine uyum sağlayıp bir diğerine alan tanırken, hem büyüyüp uzanabildikleri kadar uzağa uzanıyorlar. Belirledikleri çizgiler, sınırları kalın değil ama keskin. Göğe bakarken nefes aldığımı hissettiriyorlar. Göğü görmeme engel değil, göğü süsleyen çerçeveler. Bir de her an dokunuyormuşum gibi ağaçlara. Ayaklarımın altından beni tutuyorlar. Ve sürekli el ele gibi geliyorlar bana. Toprağın üstünden taşan kökleri de ‘ben buradayım’ der gibi. ‘Sandığından güçlüyüm ve sana sandığından daha çok dokunuyorum.’ O kökleri görünce hissederim mesela bunları. Varlıklarını ortaya koyuşlarını, var olma iddialarının sağlamlığını. Ağaçlar o kadar güçlü hayattadır ki ses çıkarmadan sesleri, hareket etmeden kımıldamaları, dokunmadan hisleri vardır. Kimse bundan şüphe etmez.
-
Dar Bir Yer
Bunalınca, içim sıkışınca buraya kaçıyorum. Kendi kendime düşünürken kendimi yiyorum. Belli bir şey düşünmeden öfkelenip üzülünce insan ne yapacağını bilemiyor. Düşünceye dayanmayan duyguları hissetmekten başka çaremiz var mı? Yüzleşebileceğin bir şey yoksa nasıl duygularınla yüzleşirsin ki? İçin bir şeyler yanlış derken, ne olduğunu bilmeden yalnızca o hislerle başa çıkmak zorunda kalmak çok çaresiz hissettiriyor. Hatta bu da bu hisleri körükleyen bir etken oluyor. Paradoks bu. Duyguları yönetebilmek için düşünceleri yönetmek gerekir. Ortada düşünce yoksa neyi yönetebilirsin ki? İnsanın kendini köşeye sıkıştırması, tek çözüm yolu olarak da sıkıştığı köşede kendine kaçtığı, kendine sıkıştığı bir hapishane. Kendi inşa ettiği hapishaneden nasıl çıkar insan? Kapı da senin, kilit de, oda da, ama kapıyı kilitli yaratıp anahtar yapmayı becerememişsin. Kilidi yapmadan anahtar yapmayı öğrenmesi gerekmez mi?