Havuç

Kendi halinde aylak aylak dolaşırken bir tavşan çıktı önüne, yanında çuvalla havuç, birini arar gibi duruyordu kenarda. “Bu kadar havuçla ne yapılır?” diye düşündü ve bu düşünceyi aynı hızda zihninden söküp attı. Havuçlar onun olmadığı gibi, bu düşünce de ona ait olmamalıydı. Onu ilgilendirmezdi sonuçta. Hemen kendine döndü ve hiçbir şey görmemişçesine adımlamasına devam etti. Fakat tavşan seslendi, seslenmese hiç durmazdı çünkü onu hiç ama hiç alakadar etmiyordu, ne tavşan ne de havuçları. “Eşek, dur biraz. Yapılacak işlerim var ve güçlü, dirençli biri olmadan yapamam. Bunca havucum var, işlerime yardım edersen sana da veririm. İkimiz de memnun oluruz.”. Eşeğe çok makul geldi bu teklif, “Bu kadar havucu ne yapacak ki zaten?” diye düşünürken buldu kendini. Vakit kaybetmeden kabul etti bu teklifi, yalnız tavşanın bir şartı vardı; tek seferde veremezdi hepsini, eşek önce hak etmeli, hak edince de almalıydı. Eşek bunu da makul buldu, o kadar havuç öylece verilmezdi ya!

Tavşan önce eşekten çuvalı taşımasını istedi. Eşek götürülecek yere kadar özenle ve yorulmadan taşıdı çuvalı. İşin sonunda tavşan eşeğe çuvaldan bir havuç çıkarıp verdi. “Bana böyle yardıma devam edersen sana böyle havuç vermeye devam ederim.”. Eşek bunu adil buldu ve bir sonraki isteğiyle bu sefer tavşanı gideceği yere kadar taşıdı, aldı ikinci havucunu. Önce iki havuçla ne yapacağını bilemedi. Birini saklamaya karar verdi, çünkü kimin iki havucu birden yemeye ihtiyacı olur ki?

Ertesi gün tavşan başka bir istekle geldi, eşek kabul etti, işi yaptı ve havucunu aldı. Günün sonunda yine iki havuçla ne yapacağını düşünürken buldu kendini, en iyisi yine aynısını yapıp saklamaya karar verdi.

Üçüncü gün tavşan yine geldi, bu sefer biraz daha yorucu bir şey istedi ancak eşek böyle giderse hep bir yemeye, bir de saklamaya havucu olup hiç dertlenmeyeceğini düşündüğü için kabul etti. Tavşan her gün bir işle geliyor, eşek de ayırt etmeksizin kabul ediyordu. Böylelikle tavşan eşeğe, eşek de tavşana alıştı. İkisi de bu alışverişten pek memnun sürdü gitti. Eşek bir dostluk bile hissetti aralarında. Tavşan bazen çok ağır iş veriyordu, ama adil geliyordu eşeğe, havucunu alıyordu.

Epey zaman böyle geçti. Eşek artık aylaklık etmiyor, her gün tavşanı bekliyor, ne iş verirse hiç sorgulamadan yapıyordu. Hatta tavşanın ona iş vermesine öyle alıştı ki ne için böyle işler yaptığını bile unuttu.

Bir günün sonunda tavşan “Artık sana havuç veremeyeceğim, yalnız elma olacak.” dedi. Eşek durdu, düşündü. Elma da yeterdi ona, ne de olsa çalışmaya alışmıştı. Hiç yoktan iyidir, dedi ve hiç sesini çıkarmadı. Bazen tavşan onunla gelir, diğer eşeklerin durumunu anlatırdı. Kimi hiç havuç yememiş, kimi de bizim eşekten çok daha ağır işler yapıp ancak bir elma alırmış. Bizim eşek hariç diğerlerinin durumu hep buymuş. Tavşan anlattıkça “ne şanslıyım” diye düşünürdü eşek. Üzülürdü diğerlerine. Tavşan hep birlikte çalışmayı nasihat ederdi eşeğe bu sohbetlerin sonunda, ne de olsa artık dostlardı.

Bir süre de böyle geçti derken tavşan bir gün elmasız geldi. “Bugün elma yok, ancak yarın verebilirim. Hem bak herkesin hali ortada, görüyorsun diğer eşekleri.” kabullendi eşek, hem sakladığı için bu artık ona günde bir elma ederdi. Neyine yetmiyordu? Oysa diğer eşekler onu bile bulamıyordu. Şanslıydı bizim eşek.

Böyle gidip dururken durum, biraz yoruldu eşek. Ama artık hep tavşanın ona iş vermesini bekler olmuştu. Her günkü gibi o gün de geldi tavşan. Fakat bu sefer “Artık sana bir şey veremeyeceğim, bende de kalmadı. Yalnız işlerim de bitmiyor. Hem baksana herkesin haline, elma yok diye aylak aylak gezer oldu seninkiler!” dedi. Eşek öyle alıştı ki iş görmeye haklı buldu tavşanı. Hem elma olmasa da çalışmayıp da ne yapacaktı? Aylaklık ettiği günleri bile hatırlayamaz olmuştu. “En azından diğerleri gibi aylak aylak gezmem.” dedi, şanslı hissetti kendini yine. Onun hiç yoksa bir gayesi vardı hayatta. Oysa işin aslı artık o kadar uzun zaman geçmişti ki, tavşanın işlerini yapmasa kendiyle ne yapacağını bilmiyordu. Ona ne yapması gerektiği söylendikçe halinden memnundu.

Bu duruma kendini kaptırdıkça diğer aylak eşekleri kendinden aşağı gören biri oldu çıktı. Çalışmayı kendine erdem edinmişti. Sonrasında bir gün bile kendi düşünmek zorunda kalmadan yaşayıp gitti. Ömrünün kalanı boyunca hep çalıştı.

Yorumlar

“Havuç” için 3 yanıt

  1. E avatarı
    E

    eşşek kardeşimizle duygudaşlık kurduğumuz dakikalar. Gece 01.02, TORBALI.

  2. biri avatarı
    biri

    Sen bir eşeği anlatmamışsın.

    Sen benim sabah uyanıp “tamam ya, böyle de olur” dediğim bütün anları yakalamışsın.

    Herkes çalışıyor diye çalıştığım, yorulmayı erdem sandığım,

    düşünmemeyi huzur sandığım o çürük yerden yakalamışsın

    beni.

    Ve en kötüsü ne biliyor musun? Ben o eşeğe kızamıyorum. Çünkü biraz da benim.

    Senin kalemin tehlikeli.

    İnsanı uyandırıyor.

    Ama öyle nazik falan değil… tokat atar gibi.

    Şimdi ben ne yapayım?

    Hem sana hayran kalıyorum,

    hem de yazdıklarından kaçmak istiyorum.

    Eğer bu bir metinse, ben bunun içinde yaşayan karakterlerden biriyim.

    Bu arada… böyle yazan kadına düşmemek mümkün mü?

    1. biryerde avatarı

      Sana bir şeyler hissettirebildiğime sevindim. 🙂

biri için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir