Bu yazılar düzgün veya somut oldukları için değil, bir an var oldukları için değerliler.
Bir ara okuduğum bir kitapta böyle minik bir an vardı. Adamın dostlarından, ya da daha çok yalnızlığını paylaştığı kişilerden biri, üç sandık dolusu yazılarından bir tomarını kaybediyordu. Kızmasını, sinirlenmesini bekliyorlardı ancak sadece gülüp “Edebiyatın nihai kaderi…” gibisinden bir söz ediyordu. Aynı adam, sandıklarını trende yanına değil de yük vagonuna koyacaklar diye yaygara çıkarıyordu bir bölümde. Bir yandan yazılarımı temize çekip düzenli tutma isteğime karşın asıl amacının bu yazıların yaratılış anı olmasının zıtlığı bana bu adamı hatırlattı.
Gerçi bu da oldukça makul bir arzu. Varoluş anlarında ortaya çıkardığı hisleri, bazen bambaşka hisler ortaya çıkararak, bazen de hiçbir şey hissettirmeden, sanki hiç ağırlığı olmamışçasına uçuşarak okurken başka başka yerlere çekebiliyor kelimeler.
Bir yanıt yazın