Kendi yazılarımı okumak çok garip. Sanki bir süreliğine başkasının hayatını gözlemliyor, düşüncelerini ziyaret ediyormuşum gibi. Yazdığım her şeyi hissedebilsem de sanki o sözcükler benim ağzımdan (elimden?) dökülmemiş gibi. Kendi cümlelerimi tanıyamazken, bir başkasını nasıl tanıdığımı sanarım? Veyahut bir başkası beni ne ihtimalle gerçekten tanıyabilir? Çok ben-merkezli bir düşünce belki ama birisi yazdıklarımı okuyacak olsa hakkımda düşünceleri nasıl değişir? Yoksa değişmez mi? Kendime bu kadar yabancı olan ya sadece bensem? Kendime bu kadar yabancıysam… Bilmiyorum, insanları tanıdığımı düşünüyorum. Ancak madem iyi tanıyorum, nasıl düşünceleri bana olağan dışında geliyor? Kendilerini tanıdığım yere koyunca anlamlanan şeyler, başta hep anlam veremediğim şeyler oluyor. Her şey değişirken, benlik de, insan herhangi bir şeyi gerçekten tanıyabilir mi? Belki de tanıdığımız şeyler hep farklı versiyonlar, eski, geçmiş durumlardan ibarettir. Birinin anlarını tanıyoruz. Bu anları beceriksizce birleştirdiğimizde de ortaya çıkan şeyi tanıdığımız kişi sanıyoruz. Peki şahit olmadığımız, göremediğimiz milyonlarca küçük an birleştiğinde, gördüğümüz aciz an kırıntılarının hiç mi anlamı kalmaz? Çokluk, netlik getirir mi, yoksa kaosu mu harmanlar? En yakın gözleme bakarsam, kendime, her anıma şahit oluyorum, hatırlamadıklarıma, kendime unutturduklarıma bile. Durum buyken kendi düşüncelerime bile yabancılık çekebiliyorsam, ortaya koyduğum şeye bakarken kendimi farklı görüyorsam, derim ki çokluk kaosu harmanlar.
Tanımak
Written by
Bir yanıt yazın