Kategori: denemeler

  • Yazmalar

    Bu yazılar düzgün veya somut oldukları için değil, bir an var oldukları için değerliler.

    Bir ara okuduğum bir kitapta böyle minik bir an vardı. Adamın dostlarından, ya da daha çok yalnızlığını paylaştığı kişilerden biri, üç sandık dolusu yazılarından bir tomarını kaybediyordu. Kızmasını, sinirlenmesini bekliyorlardı ancak sadece gülüp “Edebiyatın nihai kaderi…” gibisinden bir söz ediyordu. Aynı adam, sandıklarını trende yanına değil de yük vagonuna koyacaklar diye yaygara çıkarıyordu bir bölümde. Bir yandan yazılarımı temize çekip düzenli tutma isteğime karşın asıl amacının bu yazıların yaratılış anı olmasının zıtlığı bana bu adamı hatırlattı.

    Gerçi bu da oldukça makul bir arzu. Varoluş anlarında ortaya çıkardığı hisleri, bazen bambaşka hisler ortaya çıkararak, bazen de hiçbir şey hissettirmeden, sanki hiç ağırlığı olmamışçasına uçuşarak okurken başka başka yerlere çekebiliyor kelimeler.

  • Başlamak

    Bana yazabileceğimi söyledi, ancak nasıl yazarım, ne yazarım veya nasıl başlarım hiç bilmiyorum. Aslında bir nevi şu an başlamış oluyorum ancak bir sonraki cümle hakkında senden ne eksik ne de fazla biliyorum. Tam da analoji yapmaya müsait bir cümle ama hayat şöyle, hayat böyle benzetmelerinden usandım. Hayat neyse ne! Ne olduğunun önemi varmış da ona göre yaşamaya başlayacakmışız gibi, sürekli aynı sorunun etrafında bitmek bilmeyen daireler çiziyoruz. Tam benim şimdi yaptığım gibi, herkes her şeyi çok bilmiş. Ben de çatışıyorum işte. Hem de kendimle. Benim küçük kişisel sonsuz döngüm bu. Döngüme hoş geldin. Burada daha çok tek kişilik savaşlar olur.