Bilmemek ve Yakınmak

Ne yapacağımı bilmiyorum. Zaman geçtikçe de eninde sonunda bileceğime olan inancım kayboluyor. İstediğim hayata giden yolu göremiyorum. Emin olduğum şeyler ise benim kontrolüm dışında. ‘Evet, hayatımda bu olmalı, bundan eminim.’ dedikçe kayıp gidiyor, tutamıyorum. Elimden gelen şeyler ise istemediklerimden ibaret. Gerçi istemememe sebep olan şeyler de kontrolüm dışında. Herhangi bir şey sanki benim irademde değil gibi görünüyor ama bu düşünce de koca bir bahane gibi. İstediklerimden fedakârlık etmeden istediğim hayata yaklaşamamayacağım ironisi içinde boğuluyorum. Boğulmak da değil gerçi bu. Yaşıyorum, devam ediyorum… ancak neye devam ediyorum? Ben devam ediyorum derken ya ben hariç her şey devam ediyorsa? Ya devam ettiğimi sandığım bunca zaman yerimde saydıysam? Ancak bu da gerçeğe yakın bir düşünce değil. Çünkü çabaladım, çabalıyorum. Bir şekilde ya somut bir sonuca ulaştığımı göremediğimden, ya da canımın çıktığı kadar çalışmadığım, belki de kendime dillendirmediğimden, çabalamıyorum gibi geliyor. Yapmadıklarım kadar yaptıklarımı görsem keşke. Elle tutabilsem bazı şeyleri, bu kadar sürüklenmiş, savrulmuş hissetmem belki.

Yorumlar

“Bilmemek ve Yakınmak” için bir yanıt

  1. AncientAlbatros avatarı
    AncientAlbatros

    Robert Frost’un ‘The Road Not Taken’ şiirinin ironisi burada gizli aslında; yollar o kadar da farklı değildir. Bu yazıda da, yanlış yoldayım kaygısının, belki de sonradan yazılacak bir hikayenin önsözü olduğunu sezdiriyor.

    “İç geçirerek anlatacağım bunu ben,
    Nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
    Bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
    Ben gittim daha az geçilmişinden,
    Ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir